Blog

ne işimiz var burada

19 Eylül 2014
baba

Babasının elinden tutmuş yürürken gördü ilk o yazıyı. Yeni yeni okumayı söküyordu. “Her can-lı ö-lü-mü ta-da-cak-tır” dedi heceleyerek. Babası kızının bir şeyler mırıldandığını fark edip sordu: “Ne heceliyorsun öyle?” Küçük kız, tekrarladı “Her canlı ölümü tadacaktır yazıyor, ne demek bu baba?”

Continue Reading…

Blog

kaçmak

16 Mayıs 2013
kacmak

Nasıl anlatılır bu duygu hiç bilemedim…

Bazen anlamını kaybeder dünya ve ona ait her şey.

“Ona ait” diyorum, çünkü evet, ona aittir bizim sandığımız her şey.

Biz sadece geçici kullanıcılarızdır…

Continue Reading…

Blog

retreat dedikleri

30 Nisan 2013
time

Geçtiğimiz hafta 4 günlüğüne Alanya’da arkadaşım Berrin’in düzenlediği, yurt dışında yaygın olan ama Türkiye’de rastlamamızın neredeyse imkansız olduğu bir “Retreat” organizasyonuna katıldım.

“Geriye çekilmek” ya da “uzaklaşmak” gibi sözlük anlamları var Retreat kelimesinin. Bir nevi kendini ödüllendirmek olarak da yorumlanabilir. Çünkü gerçekten var olan ortamlarımızdan uzaklaşıp, bir adım geriden kendimize bakma fırsatını elde etmek kişi için bir ödüldür. Malum, günümüz dünyasının gündelik ve dünyevi yaşam standartları göz önünde bulundurulduğunda insanın kendine “gerçekten” vakit ayırması artık bir mucize haline geldi.

Continue Reading…

Blog

rüya mı, gerçek mi…

11 Nisan 2013
rüya mı gerçek mi

Yanağını sağ eline dayamış, dirseği masada önündeki fotoğrafa öylece bakıyordu. Kimbilir kaç saattir bu pozisyondaydı. Eli uyuşmaya başlayınca fark etti ki bugün günlerden çarşamba, saat 22:43 ve en son bilgisayarında bu fotoğrafı açtığında sekizi yirmi geçiyordu. Aniden dirseğini masadan indirdi, iki eliyle yüzünü kapadı, sonra ellerinin arasından gözlerini araladı. Bir eliyle fotoğraftaki yüzü sadece gözleri açıkta kalacak şekilde kapattı. Bir kaç saniye göz göze kaldı onunla. Sonra aniden lap top’ın ekranını kapattı ve bir hışımla masadan kalktı: “Allahım ne yapıyorum ben! Ne yapıyorum böyle!”

Pencereyi araladı. Şubat kırması ile mart taklidi karışımı yapay bir soğuk yavaşça süzüldü odaya. Dalgın dalgın soğuğa baktı, içinin birden titremeye başlamasına şaşırmadı. Özellikle sinirleri bozukken daha çabuk titrerdi içi. Boğazına kadar hıçkırığa batmıştı. Oradan bir çıkabilse ağlayacaktı kuşkusuz. Ama ağlamak ne kadar da zahmetliydi…

Continue Reading…

Blog

akustik şiirler

24 Ocak 2013
Akustik Şiirler

Bildiğiniz üzere şiiri düz yazıdan ayıran en temel farklılık, şiirin kendi içerisindeki armonisi, sözcüklerin birbirleriyle olan (hani neredeyse melodik diyebileceğimiz) sihirli uyumudur.

Şarkı sözünü, şiire bu denli yakın kılan da şiirin bu armonik özelliğidir.
Öte yandan şarkı sözü ve şiir birbirinden çok ayrı türlerdir. Görünüşte birbirlerini andırsalar da her şarkı sözüne şiir, her şiire şarkı sözü diyemeyiz. Çünkü şarkı sözü, üzerine yazıldığı müziğin kalıplarına sıkı sıkıya bağlıdır. Öyle ki bir hece fazla yazmak istese kendini yazamaz ya da bir heceden sıkılsa, onu atmak istese, atamaz… Ayrıca derinlere inip kaybolmak, ummanlarda yüzmek çok az şarkı sözüne nasip olmuştur.

Continue Reading…

Blog

hafızamızın vicdanı

18 Mayıs 2012
yağmur

 ses olur söze akamazsın

kar olur o an donamazsın

içerde ne fırtınalar kopar

sen dışarda yağamazsın

Bu gecenin konusu da bu… Birikenler. Bizde iz bırakanlar. Kapanmayanlar.

Bazen kapatmak için tek bir hamlenin yettiği durumlarda, o hamleyi yapmanızı engelleyen insanî zaaflar, zayıflıklar, vicdanî sorumluluklar. Continue Reading…

Blog

kafamdaki bulutlar

15 Nisan 2012
bulut2

– Gölge nedir?

– Taşıyamadığın kendin.

– Sır nedir?

– İçinde tutmakta zorlandığın gölgen.

– Büyü nedir?

– Taşımaya alışık olmadığın sır.

– Alışkanlık nedir?

– Sürekli yaşadığın. Her günkünden ne fazla, ne az  ve imkanların dahilinde olan.

– İmkansızlık?

Continue Reading…

Blog

insanlar arasında

24 Mart 2012
su damlası

Hayatta garip şeyler oluyor…

Bazen dört elle sarıldığın bir dost, dört elinden bir elinin tek parmağını bile hak etmiyor.

– Demek ki dost değilmiş?

– Ah ne doğru bir saptama!

Sonuna kadar aynı inançlar uğruna savaşırken ilk yol ayrımında seni terk edip, daha renkli bir trene atlıyor… Oysa o vagonun sadece dışı boyalı, yani dışardan görünen yüzeyi. İçinde ne gibi renksizlikler var sen hiç bilmiyorsun. Ama o, bunları teker teker görüyor, gördükçe hazmediyor, hazmettikçe renksizleşiyor.

Sen ise azmediyorsun…

– Senin gibilerden çok yok…

Continue Reading…

Blog

soulguard

30 Kasım 2011
rüya

 

Gecenin kaçı olmuş… Evimin önündeki caddeden arabalar korna çalarak, bir kutlama zinciri halinde geçiyorlar. Başka zaman olsa belki sinirlenir, söylenirdim bu saatte bu gürültüye. Ama bugünü ben de kutluyorum. Ve aşağıdaki kornaları ister istemez kendime yontuyorum 🙂 Ben hangi sebepten mutluysam, onlar da öyle. Gerçek sebepleri her ne olursa olsun 🙂 Bunlar benim algılarım. Onları istediğim gibi yönetebilirim. Algıda seçicilik yapabileceğim en anlamlı gündeyim üstelik.

Sizin için anlamlı pek çok anın ortağı olan sevdiğiniz biri yeni yaşına girdiğinde ne hissedersiniz? Bir dilim pasta ve bir fincan çay eşliğinde bu yazıyı yazarken düşünüyorum sorunun cevabını. Sıradan bir pastayı bu kadar lezzetli kılan sebep bu. Özel bir günde yeniyor oluşu yani… Kim icat etmişse doğum günlerinde pasta yemeyi, kendisini tebrik ediyorum. Tatlı bir şey çünkü bu. “Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım” derler ya hani, “Tatlı yiyelim, tatlı yazalım” diye değiştirerek bu deyimi, izninizle bir çatal daha alıyorum pastadan…

Continue Reading…

Blog

ağır ağbi gürcü adam

26 Ekim 2011
maskeli balo

Adını bi türlü ezberleyemedim, zaten bir tuhaf yazılışı var. Gürcü Adam o benim için.

Bu sabah şirketi bir saat erken açtık. Gürcistan’dan gelen potansiyel müşterimiz Gürcü Adam ile bir toplantımız vardı. Kapıdan girdiğimde kendisi çoktan abimle masaya oturmuştu. Elimi uzattım “merhaba” dedim, “merhaba” dedi buz gibi bir sesle, sıktı elimi. Ben de abimin yanına oturdum.

Kaportacımız Ali abi sağolsun Gürcüce bildiğinden, görüşme boyunca bizlere tercümanlık yaptı. Gürcü Adam böyle soğuk bir tip, Buz Adam da diyebiliriz ona. Ali abiyle daha önceden tanışıyor olmalarına rağmen ona da soğuk. Yapı olarak bunu benimsemiş, yüzü gülmüyor. Bir ara bir şey sormak için Gürcistan’daki ofisini arıyor. Onlarla da azarlar gibi konuşuyor.

Continue Reading…

Blog

acının rüyaları beyaz

14 Ocak 2011
beyaz

simsiyah…

çünkü rimellerim aktı üstüne ağlarken

yoksa bembeyazdı acılarım …

İkinci kitabımın açılış şiiri…

Sandığımız gibi değil bazen hiçbir şey…

Hele acı… Acımak, acı çekmek… Göründüğü kadar acı değil onun ne kadar masum olduğunu bilirseniz…

Onu gözyaşlarımızla bulandırınca ya da benim gibi üzerine rimel akıtınca, flulaşıyor… Kaynağına inemiyoruz…

Continue Reading…